Doç.Dr. Yusuf Durlu Retina ve Makula Hastalıkları
 
 
Doç.Dr. Yusuf DURLU
MAKULA
RETINA
Makula Hast. Tedavisi
Diabetik Göz Tedavisi
Ilaç Enjeksiyonu
Biyonik Göz
Retina Sempozyumu
AMSLER Grid Testi
e-posta
 
Yukarıda gördüğünüz resim, düzenli göz kontrolleri sırasında retina rahatsızlığı saptanan ve argon lazer tedavisi yapılarak görme kaybı engellenmiş bir şeker hastasının retina fotoğrafını göstermektedir.


ŞEKER HASTALIĞINA BAĞLI RETİNA-MAKULA RAHATSIZLIĞI

Şeker hastalığının, toplumun en az 3%’ünü etkilediği bildirilmiştir. A.B.D.’nde yapılan çalışmalar bu oranın yıllar içinde giderek arttığını ve 6%’ya kadar çıktığını göstermektedir. Ülkemizde ise 4-5 milyon arasında şeker hastası olduğu tahmin edilmektedir. Sadece İstanbul ve çevresinde 1 milyon kişide şeker hastalığı ve her üç şeker hastasından birisinin gizli şeker hastası olduğunu belirtirsek, toplumun bu konuda aydınlatılmasının ne kadar önemli olduğu aşikardır.

Şeker hastalığı olanlarda gözdeki ağ tabakası(retina) ve sarı nokta(makula)'nın etkilenme sıklığı 40% ‘tır. Bu nedenle ülkemizde iki milyon kişide şeker hastalığına bağlı ağ tabakası rahatsızlığı (diabetik retinopati) olduğu düşünülmektedir. Bu oranların yüksekliği, şeker hastalığının çok ciddi bir toplum sağlığı sorununa yol açtığının göstergesidir.

Şeker hastalığı, insüline bağımlı Tip I ve Tip II olmak üzere iki farklı klinik özellik gösterir. Diabet hastaları arasında Tip I (insüline bağımlı) görülme oranı 5-10%, Tip II görülme oranı 90-95% arasındadır. Şeker hastalığı vücudun tüm organlarını etkilemekle beraber, gözdeki ağ tabakası ve böbrek birinci derecede tutulmaktadır. Şeker hastalığında, gözde ağ tabakasının tutulumuna diabetik retinopati, sarı noktanın tutulumuna diabetik makulopati adı verilir. Diabetik retinopatinin Tip I hastalarında görülme sıklığı Tip II hastalara göre iki kat fazla olup daha ağır bir tabloyla karşımıza çıkar. 15 yıl süreli Tip I şeker hastalarının yarısında yeni damar oluşumu gösteren proliferatif diabetik retinopatiye rastlanır. Ancak, Tip II hasta sayısı daha çok olduğundan, diabete bağlı körlüğün daha sık nedeni Tip II hastalığıdır.

Diabetik retinopatide risk etkenleri şunlardır;
1-En önemli risk etkeni şeker hastalığının süresidir. Eğer şeker hastalığının tanısı 30 yaşından önce saptanmış ise 10 yıllık şeker hastalığında retinopati görülme sıklığı 50%, 30 yıllık şeker hastalığında retinopati görülme sıklığı 90%’dır.
2-Metabolik dengenin bozuk olması ve kan şekerinin kontrol edilememesi durumunda retinopati sıklığı artar. Kan şekeri ve Hemoglobin A1c ölçümleriyle beraber düzenli doktor kontrollerinin aksatılmaması gerekir.
3-Şeker hastalığıyla beraber hipertansiyon, böbrek hastalığı, damar hastalığı, anemi hastalıklarının olması önemli risk etkenleri arasında sayılır.
4-Kandaki kolesterol ve trigliserid yüksekliği de önemli risk etkenleri arasındadır.
5-Sigara içilmesi ve alkol kullanımı retinopati görülme sıklığını ve derecesini arttırır.
6-Gebelikte hormonal nedenlerle retinopati daha sıktır. Bu nedenle hamile diabet hastalarının daha sıkı takipte tutulması gerekir.

Diabete bağlı ağ tabakası hastalığı genellikle belirti vermez. Eğer, şeker hastalığı bulunan kişilerde görme şikayetleri başlarsa ağ tabakası hastalığının ileri dönemde olduğu düşünülür. Bunun dışında ağ tabakası veya retina hastalıklarında rastladığımız ışık çakması, siyah noktalar, siyah çizgiler, sinek uçuşması ve örümcek ağları görüntüleri gibi belirtiler de verebilir. Diabetik retinopatide, ağ tabakasındaki küçük damarların destek yapısındaki bozukluk nedeniyle serum ve kan, damar içinde duramaz ve dokuya sızar. Dokuya sızan kan ve serum sarı noktaya yakınsa görme azalması, eğri görme ve renkli görme bozukluğu gibi yakınmalar ortaya çıkabilir. Son yıllarda retinadan salgılanan VEGF proteininin sızıntıya etkisi olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle yeni yapılan fakat henüz onaylanmayan klinik çalışmalarda, göz içine anti-VEGF (VEGF karşıtı madde) enjeksiyonlarıyla körlüğün engellenebileceğini gösteren çalışmalar devam etmektedir.

Diabet hastalığının tanısı konulduğunda kesinlikle göz hekiminin damlalı göz dibi muayenesi önerilir. Görme keskinliği, biomikroskopi ve göz tansiyonuna bakıldıktan sonra damlalı göz dibi muayenesine geçilir. Göz bebeğinin damlayla genişletilmesinden sonra yapılan göz dibi muayenesinde retina ve makulada herhangi bir anormal durum (kanama, sızıntı ve damar değişiklikleri) görülürse ileri tetkiklere geçilir. Bunlar sırasıyla göz anjiosu ve tomografisidir. Bu tetkiklerin sonuçlarına göre Lazer kararı verilir. Argon Lazerin kullanıldığı tedavi yönteminde sızıntıların ve yeni damar oluşumlarının azaltılarak kanama riski kontrol altına alınır. Lazer tedavisinde amaç hastalığın olumsuz etkilerinin yavaşlatılmasıdır. Lazer tedavisi gerektiğinde hastalığın derecesine göre birden fazla seans tedavi yapılabilir. Tedaviyle yaşam kalitesindeki devamlılık sağlanır. Eğer hastalık ileri evredeyse ve göz arkasında ileri seviyede kanama ve zar oluşumu varsa vitreoretinal cerrahi uygulanır.

Diabetik retinopati körlüğün en sık ve en önemli nedenidir. Ağ tabakanın şeker hastalığında birinci derecede etkilendiği bilinmektedir. Şeker hastalığı gözün yalnızca ağ tabakasını değil tüm dokularını etkileyen bir hastalıktır. Bu nedenle ayrıca, katarakt, glokom (göz tansiyonu), göz siniri felçlerine, görme siniri kuruması (optik atrofi) ve kuru göz hastalığına yol açabilir. Bütün bu göz hastalıkları tek bir kişide de ortaya çıkabilir. Şeker hastalığı olan bir kişide katarakt gelişmişse ameliyat için beklemek sakıncalı olabilir. Bunun nedeni hasta bekleyince katarakt sertleşir ve ameliyat zorlaşır. Ayrıca, şeker hastalarında katarakt olduğunda göz arkasında hastalık gelişme riski olan ağ tabaka rahatsızlığının tanısı geç konulur. Şeker hastalarında gelişen katarakt hastalığında tedavide tek seçenek cerrahidir, ve fako yöntemi tercih edilir. Gözün içinde yeni damar oluşumuna bağlı göz tansiyonu hastalığı (neovasküler glokom) için göz içine tüp takmak gerekebilir.

Her tedavi yönteminde olduğu gibi Argon Lazer tedavisinde de riskler ve komplikasyonlar gelişebilir. Bunlar sırasıyla, göz içinde veya çevresinde duyulan ağrı, retina kanaması, çift görme, bulanık görme, gece görüşünün bozulması, görme alanı bozukluğu, siyah noktaların ortaya çıkması ve göz bebeğinin (pupilla) genişlemesidir. Gelişmesi muhtemel bu risk ve komplikasyonlar nedeniyle Argon Lazer tedavisi gerektiği halde, eğer tedavi kabul edilmezse veya geciktirilirse, hastalık körlükle sonuçlanabilir.

Yukarıda belirtilen risk ve komplikasyonlara rağmen, şeker hastalığına bağlı ağ tabakası rahatsızlığında, tanı erken konulursa 90% oranında körlüğü engellemek mümkündür. Tedavide başarı oranı, erken tanıyla veya diğer bir deyimle şeker hastasının şikayete yol açmadan önce düzenli göz kontrollerini yaptırmasıyla artar.
Yandaki dijital retina fotoğrafında, doktora çok geç başvurmuş ve bu nedenle görmesini tamamen kaybetmiş bir şeker hastasında, göz arkasında bant oluşumları ve görme siniri kuruması (optik atrofi) görülmektedir.

Diabetik bir hastada gözdibinde şeker hastalığına bağlı rahatsızlık olduğunu anlayabilmek için görme keskinliği saptandıktan sonra, sırasıyla biomikroskopi, göz tansiyonu ölçümü ve damlalı retina muayenesi yapılır.

Şeker hastalarında mutlaka yapılması gereken damlalı retina muayenesinde, eğer diabetik retinopati bulguları (kanama, retina damarlarında değişiklikler, sızıntı-ödeme bağlı birikintiler ve yeni damar oluşumları) saptanırsa ileri tetkiklere geçilir. Bunlardan ilki, sarı ilaçla yapılan göz anjiosudur (floressein fundus anjiografisi-FFA).

Göz anjiosu değerlendirmesi sonucunda, eğer sarı noktada sızıntıya bağlı ödem varsa, Optik Koherens Tomografi (OCT3, sarı nokta tomografisi) yapılır. Bu yöntem, klasik tomografiden tamamen farklıdır, invaziv değildir ve bu nedenle radyasyon riski içermez. Sarı nokta bölgesinden mikron düzeyinde kesitlerin alınması nedeniyle çok hassas bir inceleme olanağı sağlayarak, yapılacak tedaviyi yönlendirir.

Şeker hastasında, göz muayenesi ve tetkikler tamamlandıktan sonra, retina ve makula rahatsızlığı nedeniyle Argon Lazer tedavisi kararı verilirse, sonuçlar ve lazer tedavisinin amacı ve olasılıklar açıklanır. Göz damlayla uyuşturulur. Gözdışına geçici olarak yerleştirilen özel bir mercek vasıtasıyla, retina-makula rahatsızlığına göre yeşil, sarı veya kırmızı dalga boylu Argon Lazer uygulanarak tedavi tamamlanır. Argon Lazer tedavi süresi 10-15 dakika arasındadır. Genel veya lokal anestezi uygulamasına gerek yoktur. Genellikle lazer yapılan hasta, uygulama sırasında ağrı duymamaktadır. Bazı hastalara ağızdan ağrı kesici ilaç verilir. Uygulama sonrası hasta evinde istirahat eder. Mükerrer seans Argon Lazer uygulamasına gerek duyulan hastalar, doktorun belirttiği sürelerde tekrar çağrılır.
Bilimsel Etkinlikler